Çocukken Ankara’da kışların en sevdiğim tarafı, eve girince camların buğulanması değil de mutfaktan gelen o tatlı kokulardı. Annem ya da anneannem mutfağa girdi mi, bir şeyler mutlaka pişerdi; çoğu zaman da tatlı olurdu. Ama içlerinde bir tanesi vardı ki, ismini duyduğum an gözümde hep aynı görüntü canlanırdı: ince, hafif yanık yüzeyiyle kazandibi. O zamanlar bunun neden hep aynı tepside yapıldığını hiç sorgulamazdım. Sadece “olması gerektiği gibi” bir şeydi. Yıllar sonra ekonomi okurken, veriyle, maliyetle, verimlilikle uğraşırken bile mutfağa her girdiğimde aynı soruya takıldım: Kazandibi tepsisi nasıl olmalıdır? Kazandibi tepsisi nasıl olmalıdır? Bu soru aslında basit bir mutfak detayı gibi görünse…
Yorum Bırak