Bir Kelimeye Sıkışan Bir Gün: “Siptilli” ile Tanışmam
Kayseri’de 25 yaşında biri olarak günlerim çoğu zaman birbirine benziyor. Sabah erken kalkıyorum, soğuk havayı yüzümde hissediyorum, işe yetişiyorum, akşam eve dönüyorum ve çoğu zaman konuşmadan günü bitiriyorum. Ama bazı günler var ki, küçük bir kelime bile bütün hayatın yönünü değiştiriyor. Benim için o kelime “siptilli” oldu.
İlk kez duyduğumda hiçbir şey anlamamıştım. Sanki dilimin ucuna yabancı bir taş oturmuş gibi hissettim. Ne demekti bu? Neden içimde garip bir merak uyandırıyordu? O gün yaşadıklarımın hiçbirinin sıradan olmadığını sonradan fark ettim.
Otobüste Başlayan Hikâye
Sevgili Gorkemaluminyum takipçileri, bugünkü yazımızda “Siptilli ne anlama gelir” konusuna odaklanıyoruz.
O sabah hava buz gibiydi. Kayseri’nin kışı bildiğin sert olur; yüzünü keser, nefesini sayar, adımlarını bile tartar. Otobüse bindim, cam buğulanmıştı. Herkes sessizdi. Kulaklıklar, telefonlar, boş bakışlar…
Yanıma orta yaşlı bir adam oturdu. Telefonla konuşuyordu. Sesini kısmaya bile gerek duymadan, yüksek bir rahatlıkla konuşuyordu. Bir noktada güldü ve şöyle dedi:
“Bırak o çocuğu, siptilli işte…”
Başımı hafifçe çevirdim. Kelimeyi ilk o an duydum. “Siptilli.” İçimde yankılandı. Sanki kelime değil de bir duygu patlamasıydı.
Adam konuşmaya devam etti ama ben artık dinlemiyordum. Sadece o kelime vardı kafamda. Siptilli… Sanki hem kızgınlık hem de sevgi taşıyordu. Hem yargı hem anlayış. Garip bir ikilik.
O an anlamadım ama içime işledi.
Gün Boyunca Peşimi Bırakmayan Kelime
İşe gittiğimde bile aklımda aynı kelime vardı. Bilgisayara bakıyorum, ekran önümde ama zihnim başka yerde.
“Siptilli ne demek?”
Birine sormaya çekindim. Çünkü bazı kelimeler vardır, sorduğun an anlamı bozulur. İçinde yaşamak gerekir.
Öğle arasında arkadaşım Mert’e sordum. Kahvesinden bir yudum aldı, güldü.
“Ya… siptilli mi? Bizde biraz deli dolu, düşünmeden hareket eden ama kötü niyetli olmayan insanlara derler.”
Sonra ekledi:
“Biraz da başına buyruk, içi temiz ama dışı karışık gibi.”
O an kafamda bir şeyler yerine oturmaya başladı ama tam değil. Kelime hâlâ eksikti. Çünkü sözlük anlamı yetmiyordu bana. Ben o kelimenin hissini arıyordum.
Hatıraların İçinde Siptilli Bir İnsan
Akşam eve döndüğümde annem mutfakta yemek yapıyordu. Kayseri’de evin kokusu bile insanın içini anlatır. Soğan kavruluyorsa bir şeyler ciddi demektir.
Ona da sordum:
“Anne, siptilli ne demek sence?”
Bir an durdu. Kaşığı tencereye bıraktı. Sonra hafif gülümsedi.
“Biz eskiden öyle çocuklara derdik… Bir dediğini iki etmeyen ama hep başını derde sokan.”
Sonra sustu.
O sessizlikte annemin geçmişi vardı. Benim çocukluğum vardı. Belki de ben vardım.
O an ilk kez düşündüm: Acaba ben de siptilli miydim?
İçimdeki Çocuk ve Siptilli Hâllerim
Kendime dürüst olunca fark ettim. Evet, bendim biraz siptilli.
Çocukken apartmanın önünde düşüp dizimi kanattığımda bile “bir daha yapmayacağım” deyip ertesi gün aynı şeyi yapardım. Bisikletle yasak sokağa girerdim. Yağmurda ıslanmayı bilerek seçerdim.
Şimdi büyümüş halim sadece daha sessizdi. Ama içimdeki o aceleci, biraz kırılgan, biraz inatçı çocuk hâlâ duruyordu.
Siptilli kelimesi sanki beni anlatıyordu ama beni yargılamadan. Bu önemliydi. Çünkü insan bazen anlaşılmak değil, olduğu gibi kabul edilmek ister.
Gece Yürüyüşü ve Sessiz Bir Yüzleşme
O gece dışarı çıktım. Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarptı. Sokak lambaları sarıydı, yerler sessizdi. İnsan azdı, dünya yavaşlamış gibiydi.
Yürürken kelimeyi tekrar ettim:
“Siptilli…”
İçimde bir yankı gibi dolaşıyordu.
Bir bankta oturdum. Telefonuma bakmadım. Sadece düşündüm. Hayatımda kaç tane siptilli karar vermiştim?
İş değiştirmeyi düşünmeden bırakmak…
Birine hiç düşünmeden güvenmek…
Bazen gereksiz yere susmak, bazen fazla konuşmak…
Bunların hepsi mi siptillikti?
Yoksa siptilli olmak, hayatı fazla hesaplamadan yaşamak mıydı?
İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Ama aynı zamanda bir rahatlama da. Çünkü bazı kelimeler insanın kendini affetmesine yardım eder.
Bir Kelimenin Ağırlığı Değil, Hafifliği
Ertesi gün yine otobüsteydim. Bu sefer aynı kelimeyi başka bir konuşmada duydum. Genç bir kız arkadaşına diyordu:
“O çok siptilli ya, ama seviyorum işte.”
Bu cümle beni gülümsetti.
Siptilli artık sadece bir tanım değildi. Bir his olmuştu. Hatalarıyla sevilen, aceleciliğiyle kabul edilen, biraz dağınık ama gerçek insanlar…
Belki de hepimiz biraz siptilliydik.
Kendime Yazdığım Sessiz Not
O akşam defterimi açtım. Uzun zamandır yazmıyordum. Kalem elimde ağır geldi.
Şunu yazdım:
“Belki de sorun siptilli olmak değil. Belki de sorun, kendimizi fazla düzeltmeye çalışmak.”
Sonra durdum. Dışarı baktım. Kayseri’nin gece sessizliği odamın içine doluyordu.
İçimde bir şey kırılmadı. Bu kez kırılan şey, yıllardır taşıdığım fazla ciddiyetti.
Siptilli Ne Anlama Gelir? Benim İçin Ne Oldu?
Bugün geriye baktığımda “siptilli” kelimesi bana sadece bir anlam öğretmedi. Bana kendimi hatırlattı.
Bazen düşünmeden hareket eden tarafımı…
Bazen fazla hisseden kalbimi…
Bazen de hayatı fazla ciddiye almayan iç sesimi…
Siptilli, benim için bir kusur değil artık. Daha çok bir gerçeklik.
İnsan kusursuz olduğunda değil, kendine benzediğinde gerçek oluyor.
Ve ben bunu geç öğrendim.
Son Bir Düşünce
Şimdi yine o kelimeyi duyduğumda içim daralmıyor. Aksine, gülümsüyorum.
Çünkü artık biliyorum: Siptilli olmak, biraz da hayatta kalma biçimi.
Plan yapmadan yaşamak değil belki… ama hayatın planlarını bozacak kadar canlı olmak.
Ve belki de en önemlisi, kendini fazla ciddiye almadan, biraz da kalbinin dediğini dinleyebilmek.