Sulu Çözelti ve Hayatın Karmakarışıklığı: Bir Günün İçinde
Kayseri’de, yazın sıcaklarının burnumda tüten bir sabahında başlıyor her şey. Saatin neredeyse yedisi, pencerenin kenarına düşen güneş ışığı o kadar parlak ki, gözlerim kamaşıyor. Kafamda bir sürü düşünce, hepsi birbirine karışmış ve bir arada. Ne yapacağımı bilmediğim bir günün başlangıcı, ama bir yandan da içimde hep bir umut, bir şeyleri keşfetme isteği var. O gün, bana öğretici bir ders vermek isteyen bir deneyin içine dalacağımı tahmin bile edemezdim. Çünkü ben, her zaman yaşadığım her anın bir anlamı olduğuna inandım. Ve o gün de hayatımda bir anlamı olacaktı. Sulu çözeltiler… Evet, çözücüler, çözücüler ve çözünen maddeler. Ama bu sefer bilimsel bir bakış açısı değil, duygusal bir bakış açısıyla yaklaşacaktım.
İlk Sahne: Bir Öğün ve Bir Soru
O sabah, mutfakta kahvaltımı hazırlarken, kahve makinemi açtım. Yavaşça ısınan suyun tıslaması arasında kafama takılan bir soru vardı. Sulu çözeltiler… Bunu bir yerde okumuştum ama tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. Ne kadar ilginç bir kavram! Kafamı meşgul eden bir başka soruya dönüşmüştü bu: Sulu çözeltiler gerçekten sadece su ve tuz karışımı mı? Ya da su ve şeker mesela? Öylesine içimden geçirdim ama bir yandan da her şeyin ardında ne kadar derin bir anlam olduğunu düşünmeden edemedim.
İçimde garip bir heyecan vardı. Yaşadığım bu anın, her şeyin bir parçası olabileceği hissi… Ne de olsa her şey bir araya gelip, bir çözeltinin içinde kayboluyor, değil mi? Su bir çözücüydü ve içine giren her şey, onun içinde eriyip bir bütün haline geliyordu. Ama sanki ben de o suyun içinde eriyormuşum gibi hissediyordum. Sulu çözeltiler… Bana, hayatın her anını düşünme fırsatını tanıyan bu basit, ama bir o kadar karmaşık kavramla iç içe bir gün geçirecektim.
İkinci Sahne: Arkadaşımın Hikayesi ve Kimya
O gün, arkadaşım Duru ile buluşmak için dışarı çıktım. Duru, Kayseri’nin her köşesini gezmiş, her türden insanla tanışmış biriydi. Birkaç kez bilimsel deneyler yapma fikrini paylaşmıştık. Ama bu sefer başka bir şey vardı, gözlerinde farklı bir parıltı. Bana yaklaşırken, gözlerinde derin bir hayal kırıklığı vardı, ama bir o kadar da umut vardı.
“Biliyor musun, bugün sana bir şey anlatacağım. Belki de hayatın tüm anlamını değiştirecek,” dedi. Merakla ona döndüm, elinde bir defter vardı.
“Ne oluyor? Ne buldun?” diye sordum.
“O kadar karmaşık bir şey ki… Ama sulu çözeltiler hakkında düşündüm. Çözeltinin anlamı neydi, biliyor musun? Hani çözücüler ve çözünen maddeler var ya, her şeyin bir çözünürlüğü vardır. Yani bazen hayat da böyle bir şey. İnsanlar birbirine karışır, bir çözeltinin içinde kaybolur, ama sonunda bir arada kaybolmak da çözüm değil mi?” dedi.
Duru’nun bu derin sözleri, içimdeki karışıklığı daha da derinleştirdi. Bazen insanlar, bir sulu çözelti gibi, birbirlerine karışırlar, ama sonunda bir çözüm bulamayacaklarını hissedebilirler. Ve belki de bu bir hayal kırıklığıydı. Ama aynı zamanda bir şeylerin karışması ve her şeyin birbirine geçmesi, bana hayatın farklı bir yönünü gösteriyordu. Kim bilir, belki de bu karmaşıklık, bir arada var olmanın yoluydu.
Üçüncü Sahne: Su ve Şeker, Çözelti Olur
Duru’nun söyledikleri kafamda dönüp dururken, akşam olduğunda evime geri döndüm. Bir fincan çay hazırlarken, kafamda hâlâ şeker ve suyun birleşip, bir çözeltiye dönüşmesi vardı. Suyu kaynattım, içine birkaç kaşık şeker attım ve karıştırdım. Duru’nun sözleri hala kulaklarımda çınlıyordu: “Herkes bir çözücüdür ve her insan, bir çözünen maddeye dönüşebilir.” O an, şekerin suya karışmasıyla birlikte hayatın karmaşıklığını, eriyip bir bütün haline gelmesini düşündüm.
Belki de hayatta her şeyin, bir çözücü ve çözünen maddelerden ibaret olduğunu fark etmemiz gerekirdi. Bu da demek oluyor ki, suyun içindeki şeker, her şeyin birbirine karışarak yeni bir hal alması gibiydi. İnsanlar, hayatlarına giren her olay, her kişiyle yeni bir çözelti oluşturuyorlar. Duygular, hayal kırıklıkları, umutlar… Hepsi bir araya gelip, bizi biz yapıyordu.
Ama bir yandan da şunu düşündüm: Şeker suya karışırken, bir noktada suda tamamen kayboluyor. Sizce, insanlar da bazen kayboluyorlar mı? Yani kaybolmak, başka bir şeyin içine çözünmek mi demekti? Herkesin bir çözelti haline gelmesi, bence bir noktada hayatta kaybolmak gibiydi. Belki de hayatın anlamı, sadece kaybolmak ve erimekti.
Son Sahne: Yeni Bir Çözüm Bulmak
Ertesi sabah, tekrar bir kahve yapmaya karar verdim. Duru’nun ve o anın etkisi hâlâ içimdeydi. Kendimi, bir çözeltinin parçası gibi hissediyorum. Bazen bir şeylerin içinden geçmek, bir çözücü gibi olmak zorunda kalıyorsunuz. İnsanlar, hisler, yaşam… Hepsi bir arada kayboluyor. Ama belki de sonunda bir çözüm bulunuyor. Belki de her şey, birbirine karışarak, bir bütün haline geliyordur.
“Sulu çözeltiler…” diye düşündüm, “her şeyin bir çözünürlüğü vardır.” Ve belki de bu, hayatın karmaşıklığını kabul etmekti. Her şey, bir çözeltinin içinde eriyip kayboluyordu. Ama sonunda, belki de bu kaybolmak, bulmak kadar değerliydi.
Sonuç
Sulu çözeltiler, sadece bilimsel bir kavram değil. Birçok duygunun, düşüncenin ve anın karışımı. Bir çözücü ve bir çözünen madde gibi hayatın içinde eriyen, bir araya gelen, birbirini tamamlayan her şey… Bugün, hayatın karmaşıklığını kabul ettim. Bir arada kaybolmak, belki de çözümün ta kendisiydi.