İçeriğe geç

Olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek ne anlama gelir ?

Olmayan Bir Şeyi Olacakmış Gibi Düşünmek Ne Anlama Gelir?

İstanbul’da yaşayan, 29 yaşında bir sivil toplum çalışanı olarak, her gün şehri gözlemleyerek, insanları daha iyi anlamaya çalışıyorum. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramların, özellikle günümüzün hızlı ve dinamik dünyasında nasıl şekillendiğini görmek, bazen umutsuz bazen de umut dolu bir çaba olabiliyor. Sokakta yürürken, toplu taşımada, işyerinde ya da sosyal medya üzerinde gördüğüm sahneler, toplumsal cinsiyet rollerinden, kimlik anlayışlarına, eşitlik mücadelelerinden ayrımcılığa kadar geniş bir yelpazede farklı insanların, “Olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek” kavramından nasıl etkilendiğini anlamama yardımcı oluyor.

Bazen toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine konuşmalar yaparken veya sosyal adalet taleplerine tanıklık ederken, “olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek” fikri zihnimde hep bir sorgulama başlatıyor. Peki, olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek ne anlama gelir? Bu kavram, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında ne gibi anlamlar taşır? Gelin, birlikte bu soruya farklı açılardan bakalım.

Olmayan Bir Şeyi Olacakmış Gibi Düşünmek: Kavramın Temeli

Kelime anlamı olarak, “olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek”, insanın gerçeklikten, mevcut durumdan uzaklaşarak, bir şeyin olacağına dair umut taşıması veya bir durumu geleceğe dair hayal etmesidir. Bu durum, bazen hayal gücünün, bazen de insanın içinde bulunduğu zor koşulları aşma arzusunun bir yansıması olabilir. İnsanlar, değişim ve dönüşüm beklediklerinde, olmayan bir şeyin gerçekleşmesi üzerine yoğunlaşabilirler. Ama bu, her zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şeyin, olacağına dair bir inanç ve beklenti de yaratabilir.

Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından “olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek”, bazen toplumsal bir dönüşümün ya da eşitlik mücadelesinin hayalini kurmak anlamına gelir. Örneğin, kadınların eşit haklara sahip olacağı bir toplum hayali ya da LGBTQ+ bireylerin tam anlamıyla kabul edildiği bir dünya… Bunlar, toplumdaki eşitsizliklerin giderileceği ve tüm bireylerin özgürce var olabileceği bir dünya tahayyülüyle şekillenir. Fakat bu düşünceler bazen gerçeklikle çelişebilir ve toplumun içinde bulunduğu mevcut durumla uyumsuz olabilir. Ancak, yine de bu düşünceler, değişim için bir itici güç olabilir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Olmayan Bir Şeyi Olacakmış Gibi Düşünmek

İstanbul’da toplu taşımada her gün karşılaştığım sahneler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne kadar derin bir sorun olduğunu bana hatırlatıyor. Kadınların, bir erkekle aynı pozisyonlarda yer alabilmesi, karar mekanizmalarına dahil olabilmesi hâlâ zor bir mücadele. Çoğu zaman, kadınların iş gücüne katılım oranlarının artırılması gerektiği, eşit işe eşit ücret ilkesinin benimsenmesi gerektiği gibi cümleleri duyuyoruz. Ama “olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek” sadece bir umut değil, bazen kadınların kendileri tarafından içselleştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Kadınlar, hala erkeklerin egemen olduğu birçok alanda eşit haklara sahip olmalarını beklerken, bu durum çoğu zaman sadece bir hayal gibi kalabiliyor.

Düşünün, sabah işe giderken metroda yanımda oturan kadın, bir kadının başına gelebilecek tacizlere ve ayrımcılıklara karşı savunmasız bir şekilde “olacakmış gibi” düşünüyor. Kadın, toplumsal cinsiyet rollerini aşacağı ve iş dünyasında eşit şartlarla yer alacağı günün geleceğini umut ediyor. Ama ne yazık ki, bazen bu hayaller, toplumsal normlar ve derinleşmiş eşitsizlikler karşısında bir türlü gerçek olmuyor.

Bunu her gün gözlemliyorum; her birimiz, toplumsal cinsiyet normlarına, şablonlarına hapsolmuş bir şekilde “olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünüyoruz.” Oysa bu düşünceler toplumsal değişimin habercisi olabilir. Kadınlar, kendilerini daha güçlü, daha eşit bir toplumda görmeye başladıkça, yalnızca kendi yaşamlarını değil, toplumun genel dönüşümünü de hızlandırabilirler.

Çeşitli Kimlikler ve Olmayan Bir Şeyi Olacakmış Gibi Düşünmek

Çeşitlik, her bireyin eşsiz olduğunu kabul etmek ve farklılıkları kutlamak anlamına gelir. Ancak, İstanbul’da yaşayan bir birey olarak, bazen bu çeşitliliğin, sosyal hayatta tam anlamıyla kabul görmediğini görüyorum. Bir kadının, LGBTQ+ bireylerinin ya da farklı etnik kökenlere sahip bireylerin toplumda kabul edilmesi, çok zaman “olmayan bir şey” gibi düşünülen bir hayal gibi kalabiliyor.

Geçtiğimiz günlerde, iş yerimde bir arkadaşımla sosyal adalet üzerine konuşuyorduk. Bir trans kadının, iş yerinde eşit haklara sahip olabilmesi, başka bir etnik gruptan gelen bir bireyin, toplumda ırkçı söylemlerle karşılaşmadan yaşamını sürdürebilmesi… Bunlar, toplumun çoğu zaman “olmayan” hayaller olarak görülüyor. Ancak, her bir küçük adım, her bir küçük dönüşüm, bu hayallerin gerçek olmasına bir adım daha yaklaşmak demek. Ya şöyle olursa? Belki de 5 yıl sonra, farklı kimliklerin kabul edilmesi ve eşitlik mücadelesi daha çok vurgulanacak ve artık “olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek” gerçek bir dönüşüm yaratacak.

Bir yandan, çeşitli kimliklerin kabul edilmesi için daha fazla farkındalık oluştuğu görülüyor, fakat yine de sokaklarda gözlemlediğim ayrımcılık ve önyargılar, bunun bir süreç olduğunu gösteriyor. Toplum, her kimlik grubuna eşit bir şekilde yaklaşmayı öğrenene kadar, “olmayan” bir şeyin “olacakmış gibi” düşünülmesi, hala bu toplumsal mücadelenin bir parçası.

Sosyal Adalet ve Olmayan Bir Şeyi Olacakmış Gibi Düşünmek

Sosyal adalet, eşit haklar ve fırsatlar sağlamak üzerine kurulu bir ideal. Ancak bu idealin toplumsal hayatta tam anlamıyla var olması, hâlâ zorlu bir yolculuk. “Olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek” ifadesi, aslında toplumda adaletin sağlanmasının hayalini kuranların içsel bir isyanı da olabilir. Adaletin tam anlamıyla tesis edilmesi, herkesin eşit fırsatlar bulması, ayrımcılığın son bulması… Şu an bu, “olmayan bir şey” gibi görünebilir. Ancak, günümüz dünyasında sosyal adalet adına atılan her adım, bu hayalin gerçeğe dönüşmesine bir adım daha yaklaştırıyor.

Gözlemlediğim kadarıyla, çoğu zaman sokakta ya da işyerlerinde, toplumsal eşitsizlikleri dile getirenler, bu adaletsizliğin sadece bir problem olmadığını, çözülmesi gereken bir sorun olduğunu vurguluyorlar. Onlar da “olmayan bir şeyi olacakmış gibi” düşünüyorlar. Belki de bu düşünceler, toplumsal değişimin itici gücü olabilir. Bireyler, kendilerini değiştirmek, toplumu dönüştürmek için umutla bu “olmayan” şeyin gerçeğe dönüşmesini bekliyorlar.

Sonuç: Umut, Değişim ve Adalet

Olmayan bir şeyi olacakmış gibi düşünmek, bazen gerçeklikle bağdaştırılamayan, ancak büyük değişimlere yol açan bir düşünce tarzıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi konularda, toplumlar “olmayan” hayallerin peşinden gitmeye devam ediyor. Bu düşünceler, hem bireysel hem de toplumsal dönüşümün itici gücü olabilir. Bugün, sokakta, işyerlerinde, toplu taşımada, her birimiz “olmayan bir şeyin” gerçekleşmesi için bir şeyler yapıyoruz. Yarın belki, bu hayallerin gerçek olduğunu göreceğiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
hiltonbet giriş