Çocukken Ankara’da kışların en sevdiğim tarafı, eve girince camların buğulanması değil de mutfaktan gelen o tatlı kokulardı. Annem ya da anneannem mutfağa girdi mi, bir şeyler mutlaka pişerdi; çoğu zaman da tatlı olurdu. Ama içlerinde bir tanesi vardı ki, ismini duyduğum an gözümde hep aynı görüntü canlanırdı: ince, hafif yanık yüzeyiyle kazandibi. O zamanlar bunun neden hep aynı tepside yapıldığını hiç sorgulamazdım. Sadece “olması gerektiği gibi” bir şeydi. Yıllar sonra ekonomi okurken, veriyle, maliyetle, verimlilikle uğraşırken bile mutfağa her girdiğimde aynı soruya takıldım: Kazandibi tepsisi nasıl olmalıdır? Kazandibi tepsisi nasıl olmalıdır? Bu soru aslında basit bir mutfak detayı gibi görünse…
Yorum BırakEtiket: da
Hamamların Kubbesindeki Işık Gözü: Gücün, Görünürlüğün ve Toplumsal Düzenin Simgesi Bir siyaset bilimci olarak gücü yalnızca parlamentolarda, kürsülerde ya da meydanlarda aramam. Güç, bazen bir mimari detayın içine gizlenmiştir. Örneğin, Osmanlı hamamlarının kubbelerinde, göbek taşının tam üstünde yer alan o küçük ama anlam yüklü açıklıkta… Halk arasında “fil gözü” ya da “ışık gözü” olarak anılan bu bölüm, yalnızca gün ışığından yararlanmak için değil, aynı zamanda bir tür iktidar metaforu olarak da okunabilir. Çünkü orada, yukarıdan aşağıya inen her ışık huzmesi, toplumsal düzenin en sade ama en derin simgesidir. Işığın Politikası: Görmek, Görülmek ve Denetlenmek Hamam kubbesindeki ışık gözünü düşündüğümüzde, Michel…
8 Yorum